Marsilya da bir Dersimli

Keje Elif Orhan kullanıcısının resmi
Sayın Davut Kurun her Dersimli Diyarındaki gibi ömrünün büyük bölümünü siyaset içinde geçirmiş.. ve uzun zaman siyaset arenasında kalmış, KAWA örgütünde merkez komiteliğini yapmış Aktif Siyaset den şimdi biraz uzak duruyorsada, tümden ayrıldı denilmez.. hele bu kadar siyasetle birlikte büyüyen, Dersim 38 soykırımını yaşıyan nenesi-dedesinin Agit-Ciroklarıyla büyüyen-yoğrulan için demek gerçekten zor..

Dostuna dost ve düşmanına tavır almasını bilen olduğunu onu tanıyanlar söylüyorlar...

Aynı zamanda insan gibi bir insan da…

Evet sevgili Hukukçu, politikacı, işadamı Dersimli Davun Kurun’u biraz daha fazla tanımalıyız…



Davut Kurun Ile Röpartaj.

Elif ORHAN;Ilk soruma şöyle başlamak istiyorum; Davut Kurun kim?

Davut Kurun; Ekim1950 de Dersim-Tomayık köyünde doğdum. ilk okulu köyde, orta- liseyi Mameki -Tunceli lisesinde okudum.İlk okula başlarken, tek kelimeTürkçe bilmiyordum. ilk gün kuran ve kılıç üzerine bize türkçeden başka bir dil konuşmiyacağıza dair yemin ettirildi  . .. her  mezra için türkçe dil başkanları atandı ki bunlar zamanla tecrid edildikçe dahada saldırganlaşıyorlardı. Ana ve babalarımız okulda dayak yemememiz için bizimle türkçe konuşmaya çalışıyorlardı. Babam hariç evde türkçe bilen kimse  de yoktu.  Çocukluğum, Dersim  38 soykırım yaralarını daha yeni yeni sardığı, yavaş yavaş dışarıya açıldığı, büyük toplumsal alt üst oluşların olduğu bir dönemde geçti. Dersimde köy-şehir merkezi Türk askeri gücünün toplandığı iki kışla  ve idari binalardan oluşurdu.. Paralel iki farklı yaşam sürüyordu. Köyler  şehirle sanki zımmi bir  ateş-kes antlaşması yapmış, herkes kendi yaşamını sürdürüyordu.

Elif ORHAN; Sanırım siyaset ile çok erken tanışan birisiniz.

Davut Kurun;1964 de orta okula başlayınca, yerli öğrenciler ile, kışla takımı dediğimiz  memur çocukları arasında bir ayrışma oldu. Daha orta okul çağında memur çocukları hangi partiyi tutarsa biz karşı partiyi tutardık. Onlar genelikle Adalet Partili,  biz TİP idik.

1967  de istanbulda yeni yeni başlayan öğrenci  eyleminde polis kurşunu ile şehit olan Mehmet Cantek’inin cenazesinde polisle çatışmaya katıldım.

Bu eylemden sonra politikada aktifleştim. Lise’de  TIP gençlik grubunu oluşturarak faaliyetlerimizi sürdürdük. Matematik öğretmenimiz Kemal Burkayın eşi politik nedenlerle okuldan ayrılmaya zorlanması üzerine  lisede başarılı boykot eylemi yaptık.

Elif ORHAN; Memur çocuklarıyla ayrı uçlarda derken, boykot eylemleri, devrimci cenazeleri ve örgüt kurucusu olduğunuz biliniyor..

Davut Kurun; 1970 yılında istanbul hukuk fakültesine girdim ve Dev-genç  içinde faaliyet gösterdim. Dev-Genç içinde Kürt Öğrenciler “doğu gurubunu” oluşturup,  DDKO  etrafında örgütlenmişti. THKO ve THKP-C gibi örgütlerin eylemleri başlayınca biz Dersimli öğrenciler DDKO yu pasif kalmakla eleştiriyorduk.  THKO ve THKP-C öğütlerini Türk Solu olarak gördüğümüz için, kendimizi onlarla da ifade edemiyiorduk.1971 sonunda   çoğunluğu Dersimli öğrencilerden oluşan  arkdaşlarla   Türkiye Halkları Sosyalist Partisini kurduk. Felsefe öğretmeni Mustafa Düzgün parti başkanlığını, bende başkan yardımcılığını üstlendik. 1972’ de TIKP ten ayrılan İbrahim Kaypakkaya ile birleştik. 1973- de tutuklanıp, 76 da tahliye edildim. 76 dan sonra KAWA  saflarında mücadele ettim. 78 aynı saflarda birlikte mücadele eden  arkadaşımla evlendim, iki kızımız var.

1980 darbesinden sonra eşimle birlikte yurtdışına çıktık. Mücade içinde olduğum dönemlerde değişik isimlerle değişik dergilerde yazılar yazdım.

Elif ORHAN; Sayın Kurun bana şöyle demiştiniz“ Benim 1963 de ölen nenem hayatımda derin izler bıraktı.“..

Ne kadar benzer hikayelerimiz var, benim ve çevremdeki bir çok tanıdığımda özelikle Dapırlerin anlatımları onların sonraki yaşamının şekillenmesinde sanki rolü var!

Yoksa yanılıyor muyum, bu konuda sizi de dinlemek istiyorum..

Neneniz Dersim soykırımını yaşan biri olarak size korkmadan anlatıyor ve siz de sonraki yaşamınızda devrimci olmanızda bunun payının olduğunu söyler misiniz, ya da „Xızırın emridir her Dersimli Devrimci olmalıdır“ diyor musunuz?

Davut Kurun; Evet  nenem Xhane’nin benim üzerindeki  etikisi büyüktür. Sevecen olduğu kadar, gore taviz veremiyeceği prensipleri de  vardı.  Çocuğu da olsa haksıza “haksız” diyen, doğrunun yanında yer alan, adalet duygusu güçlü bir insandı.  “cemaat kadını”di...“yükün ağırını arkadaşın sırtına değil, kendi sırtına al “ derdi. “Hako, hometa xhore be cömerdiye, ma cı na köşede xho wira meke” (Allahım, bütün dünya ya cömert ol, bizi de bu köşede unutma) derdi.

Elif ORHAN; Evet, bu söyleme yabancı değilim, nenem ve Dersimli büyükler bunu her zaman söylüyorlar..

Davut Kurun; Dersim soykırımını çok iyi biliyordu. Sesizce Seyit Hüseyin ağıtını mırıldanırdı. Ancak soru sorduğum zaman anlatırdı, esas olarak akranlarıyla bir araya gelirken yaptığı sohbetlerde dinlediklerim beni etkiliyordu. Bir oğlunu yol yapımında, bir amcaoğlunu ve kaynını  katliamda şehit vermiş, bir oğlu ile kardeşi yaralı kurtulmuştu. Ölülerini Xheç dağının eteklerinden askeri birliklerin içinden ölümünü göze alarak gece karanlığında kaçırmayı başarmış.

Genç yaşında dul kalmış, ayakta durmayı ve ilkeleriyla yaşamayı başarmış bir insandı.. Her sonbaharda 38 yetim- mağdurlarının payı olarak bir miktar buğday, yağ, çökelik vs mutlaka ayırıp dağıtırdı..

İnancı güçlüydü, hersabah güneşe karşı dua ederken gizlice dinlerdim, ki benim için Allahtan  ne dilediğini öğreneyim.. Böylece bana olan sevgisini ve bağlılığını ölçerdim.

Devlet güçleriyle hiç bir zaman barışmadı. Dersim merkeze iki kez hariç gittiğini hatırlamıyorum. Toprakları çocukları arasında bölüştürmek için veraset ilanı ve tapu kayıtlarını devretmek için gittiğinde, ağladığını, bedualar ettiğini hatırlıyörum..

Köyde devletten kopuk, kendi kendisine yetiyordu.

Herhangi bir nedenle köye senede bir kaç kere jandarma, ya da kamçır (tahsildar) gelirken, kendi kendine söylenirdi, muhatap olmamaya çalışırdı.  Bu tavır sadece Neneme ait değildi, onun akranları olan kuşak, devletle hiç bir zaman barışmadı…

İki taraf savaşmış, sonra ateş kes ilan edilmiş gibi   arada bir barışın sözkonusu olmadığı  ruh haliyle bu kuşak  yaşadı.

Askeri olarak yenildiğini kabul etselerde, sosyal olarak teslim olmadılar…

Dersim merkezde dükan açanlar, arzuhalcılık yapanlar devletle halk arasında zamanla arabuluculuk, elçilik vb. diyebileceğimiz bir bağ oluşturdular.  Önceleri bunlar  halk tarafından tecrit edilselerde, zamanla devletle ilişkiler zorunlu geliştikçe, Dersim’e para- kapitalist ekonomi girdikçe bu aracılar tecrit çemberini kırarak itibarlı kişiler haline geldiler..

Annem-babam da nenemden farklı değillerdi. Anem türkçe bilmezdi, benim İstanbul’da devrimci faaliyetler içinde olmamda kaygı duymasına rağmen, polis- mahkemedeki. Tavrımdan gurur duyduğunu çevresine anlatmıştı. Türkçe bilmediği için cezaevinde ziyaretime gelmesini,  Selimiye’de hakarete uğramasını, onuru kırılmasını istemediğim için gelmemesini engeledim. Babam TİP’li ve zaman Sait Kırmızı Toprak’a da yardım ederdi. Onun için bir ara yurtdışına çıkıp para topladığını biliyorum, ama bu konuları benimle açık konuşmazdı…

Elif ORHAN; Şunu mu anlamalıyım ki; Dersim soykırımını yaşıyan aileler çocuklarına anlatmıyorlar, onlarında benzer acıları yaşamamaları için içine kapandılar…

Davut Kurun; Elif Xhan Dersim;de yetişen gençliğin aşağı yukarı benim yetişdiğim ortama benzer yetiştiler ve Türkiyede 60 larda başayıp 70 lerde silahlı mücüdele aşamasına geçen devrimci mücadelede yerlerinin neresi olduğunu belirliyen de bu ortamdır..

Benim  politik duruşumu belirliyen  sadece yetiştiğim aile ortamı değilse de, bunun önemli bir etkisi olduğunu  kesin.. 60-70 yıllarında  Dersim gençliğinin, Türkkiye Sol- Sosyalist ve Kürdistan ulusal hareketi içinde  teredütsüz  yer alması, en önde savaşmaları, tesadüf değildir..

38 soykırımı, sonraki devlet politikası  gençliğe başka bir yol- alternatif sunmuyordu..

Birlikte yola çıktığımız arkadaşlarımıza yükün hafifini-ağırını da omuzlarımıza aldık. Kural olarak devlete karşı uzlaşmaz olduk. Ama yol arkadaşlarımız gerektiğinde devletle uzlaşmayı yeğlediler. Tarihte de günümüzde de öyle oldu. Biz her savaştan sonra kabuğumuza çekilip yaralarımızı kendi kendimize sardık, ama boyun eğmedik... Yol arkadaşlarımız yenilgiden sonra düşmanla uzlaşarak, taviz vererek yaşamlarını geliştirmeye çalıştılar. Onun için de  ezildik, öldürüldük. Her örgütte Dersimli gençlerin en önde olması, siyasi askeri örgütsel görevlerin en ağırını üstlenmesi, düşman gözünde Dersim’in düşman görülmesi, tesadüf değildir.

Elif ORHAN; 38 Dersim Soykırımında aile olarak ağır darbeler almısınız, kurşuna dizilen yakın akrabalarınız var. Daha sonraki yaşamınızda aktif devrimci oldunuz, politika arenasında ön sıralarda yer aldınız. Ben şunu sormak istiyorum, özelikle soykırımda yıkımları yaşıyan ailelerin bireyleri daha sonraki yaşamda devrimci olmuş, zindan-dağ-işkenceleri yaşamış gibi. Yoksa yanılıyor muyum?

Davut Kurun; Genel olarak soykırıma uğramış Dersimli ailelerin çocukları sonraki yıllarda gelişen devrimci mücadelenin içinde yer almışlardır... Bu ailelerin çocukları genellikle tehlikenin, riskin farkında oldukları için  belki çekingen davrandılar.. Ama devletle  asla işbirliği yapmadılar. Özelikle  bu ailelerin çocuklarını yandaşı olarak göstermek için özel çabalar gösterdi, ihale çıkar sağlama yoluna gitti, ama bu insanlar devletle arasındaki mesafeyi korumasını bilip, kendi kabuğuna çekildiler.

Devrimci harekete desteklerini sundular. .yine bu ailelerin ezici çoğunluğu devrimci saflarlarda aktif olarak yer aldılar…   Kaldı ki 38’de etkilenmeyen Dersimli aile yok gibidir. Dersimin sosyal kültürel etnik yapısı  türk devletiyle hiç bir zaman barışık olmadı ve olamazda.

Dersimin delileri bile devleti  karşı taraf olarak bilir.

38 Soykırımında kurtulanların  kişilik, ruhlarında etkileri, sendromları araştırılmadı.. Bunların bilimsel izahları yapılmamış olması, gözlemlerimizin yanlışlığını göstermez. . 38’i yaşıyanlar, geleneklerine bağlı, özgün yaşamlarını sürdüren ama hayata bizim baktığımız gibi bakmayan, bizim öncelliğimizi anlamayan, Türk dünyasını, yaşam tarzını küçümsiyen, bir bakış açısına sahipti.

Bizim kuşak, yada sosyalist- demokrasi, Kürdistan ulusal mücadelesini  taşıyandı..ancak  bu  nesil  dil-kültür,  yaşam tarzı olarak eski kuşakla bir kopukluk yaşadı.

Onun için Eski kuşak, kabuğuna çekildi.

Elif ORHAN„1938 Soykırımında; 16 yasını geçen her Dersimli 30 gün yol yapımında zorla ve ücretsiz çalıştırıldı. Yol yapımı bir katliama dönüşmüştü.“ Sayın Kurun; sanırım yakınlarınızda yol yapımı denilen işkence-uygulama vurulmuş, bu olayı biraz acar mısınız?

Davut Kurun; Çok doğru. Dersimde yol- kışla yapımı tam bir işkence, zulüme dönüşmüştür. 1935 ten  başlıyan, kışla- yol yapımı, 16 yaşı geçen her Dersimli yol yapımına katılmak  zorundaydı. Eğer kardeş, amca çocukları kaçak durumda ise,  yakalanan kardeş, kaçak olanlar içinde çalışmak zorundaydı. Bu  durum vergi borcu olmayanlar içindi, ama vergi borcu olan aileler ise yol yapımında borcu bitene kadar çalışmak zorundaydı. Borcunun miktarını  komutan, çavuş, tahsildarın belirlemesiyle olurdu…

1937 de henüz katliam başlamadan  yol, karakol yapılarak asker sevkiyatı tamamlandı.  Asker yerleştirildi, vergi- silah toplandı.  Elazığ, Pertek, Hozat, Mameki, Kızıl kilise, Pülümür, Erzincan yolu yaz- kış demeden Dersimli gençlere kazma kürekle yaptırıldı. Toprakları sırtlarda sepetlerle taşındı. Yol boyunca karakol, askerin kışlaları da  Dersimlilere yaptırıldı. Sonra 38’de katliam yapıldı.

Bakıl amcam  37’de  nişanlı, düğün hazırlığını tamamlamış. Dedem 1927 de öldüğü için büyük amcam evin geçimini üstlenir, yol yapımına katılmamak için kaçakmış.  Babam ve bir amcam da yaşları küçükmüş... Ama amcam Bakıl yakalanmış.  üç kardeşi yerine çalıştığı gibi, kesilen vergiyi de ödemedi gerekçekçesiyle yarım sene çalıştırılmış.. .

Mameki yakınlarında kaçmaya çalışırken yakalanıp, işkence yapılmış. Kan kuşan amcamın durumu kötülesince ailesine haber verilmiş, nenem sağ olarak alıp getirdiği gece  ölmüş.

Bu angaryada binlerce Dersimli olmuş, sakat kalmıştır.

Elif ORHAN; Dayınız Sayın Avukat Hüseyin Yıldırım ve akrabanız Ema Lenge’nin yaşadıkları, babanızın TIP’li ve Sait Kırmızıtoprak birlikteliği var..Tüm bu ilişki zinciri,   yaşanılan kırımlar mı sizi devrimci mücadelenin merkezine kadar getirdi, sonra  da gidişat sizi tatmin etmediği için mi kenara çekildiniz?

Davut Kurun; Ben kendimi mücadelenin içinde buldum. Dersim kahramanlarının destanlarını anlatan türkü, öyküleri,  mağdurlarının ağıt,  beddualarıyla büyüdüm. Sakat-yetimlerin devlete karşı onurlu duruş-yasamalarına şahit oldum. Ema lenge sadece bunlardan biridir. 38’de kaç çocuk yetim kaldı bilinmez...

Örneğin; benim bildiğim bizim çevrede yedi-sekiz çocuk  yakınları tarafından  büyütülmüştü.

1960-Türkiyedeki sosyalist mücadele Dersim’de tabii bir taban bulmuştu. Bende bu bu güçlü siyasi dalganın içinde yer almamın dışında bir seçimim sözkonusu olamazdı..lise yıllarımda Sait Kırmızıtoprak, Hidir Kurun, Hüseyin Yıldırım, Kemal Burkay beni etkiliyen kişilerdi. Babam  TIP li ve Sait Kırmızıtoprak sempatizanıydı.

Üniversite yıllarında (1970)  politikanın içinde aktif yer aldım. 1971 de Türkiye Halkları Sosyalist Partisi, sonra TİKKO saflarında 1973 de aldığımız darbelerle yenildik, cezaevinden 76 çıktıktan sonra kuruluşuna katıltığım KAWA saflarındaki mücadelemde, 1980 ve 1992 de aldığı darbelerle yenilgiye uğradı.  Ben gerek sosyalist mücadelede gerek Kürdistan ulusal kurtuluş Mücadelesinde yenildiğimizi söylüyorum,. Bizim dışımızda mücdalesini sürdüren orgğütlerle bir çıkış yolu aradık, ancak o da başarıya ulaşmadı. .

PKK güçlü örgütsel yapısı, imkânlarına rağmen geldiği noktada siyasi olarak yenildiğini  kabul ediyorum. Bu şartlarda, bunca tahribata, yenilgilere yol açmış bir kuşak olarak kenara çekilmemizi, gençlerle birlikte, onların öncülüğünde bir çıkış aramamızın gerekliliğine inanıyorum.

Elif ORHAN; Sevgili Kurun yine bir anlatımınızda şunu öğreniyorum; Deniz Gezmiş’i yakın tanıdığınızı, onunla eyleme katıldığınızı ve „Dersim’e militan bir devrimci olarak dönmüştüm. “ diyorsunuz. Nasıl oldu ki?

Davut Kurun; 1967 de İstanbul’da, Adıyamanlı Kürt öğrenci Mehmet Cantekin bir “Talebe eyleminde” polis kurşunu ile öldürülmüştü. Hukuk fakültesinde öğrenci olan  iki dayım, Hüseyin Yıldırım-Veli Yıldırım ile cenaze törenine katıldım. Hukuk fakültesindeki merasim-yürüyüş kortejinde ön saflarda yürüdüm. Yanımızda insiyatifi ele alıp yürüsü idare edenin Deniz Gezmiş olduğunu öğrenince çok sevinmiştim, çünkü Deniz’in adını duymuştum. Yürüyüş korteji Çağaloğlu kız lisesi önüne gelince polis kortejin önünü kesip,  dağılmamızı söyledi. Dağılmayınca  da saldırdı. Orada Deniz’in kitleye hâkimiyeti, polisle kavgasını görünce  onun yanında kavgaya katıldım. Meğer tabutun içi taş doldurulmuş ve  indirilip açılınca, herkes alabildiği taşları polise attı, Bende aldığım bir kaç taşı attım. Sonra Deniz Kız Lisesi bahçesindeki inşaata atlayıp  oradan polise tuğla atmaya başlayınca  bir gurup ongrenci ile birlikte bende bahçeye atlayıp polise tuğla atmaya başladım. Bir ara etrafımdakiler kaçışmaya başladı. Bir baktımdı polis inşaatta bizi sarmış, kaçmaya çalıştım ama yediğim sayısız coplarla yere yığıldım.. Polis düşenlerle değil, ayaktakilerle uğraşıyordu. Kısa bir baygınlıktan sonra kalkıp kaçtım.

1970 hukuk fakültesine girdikten sonra da  Deniz’le daha yakın ilişkilerim oldu.

Polise karşı bu ilk olaydan sonra Dersim’e dönüp militanca  mücadele içine girdim. Lise ve TIP te daha aktif çalıştım.  …okulda boykot, köylerde propaganda çalışmalarına katılıyordum.

1972- TİKKO saflarında iken Deniz’in idamdan  kurtulmasi için çok kafa yorduk. İbrahim Kaypakkaya  siyasi olarak Deniz’le hep çatışmasına rağmen,  kurtarılması için birşeyler yapılması gerektiğine inanmıştı.  MHP nin gizli kasası olduğunu söylenen ve Latin Amerika’ya kaçan eski nazi subaylarıyla ilişki kurup MHP ye silah, lojistik destek sağlayan bir işadamanı kaçırma eylemini İbrahim ve iki arkadaşla birlikte yaptık, ancak çatışma çıkınca eylem  amacına ulaşadı. Denizinlerin idamından  bir müdet sonra da bizde yakalandık.

Elif ORHAN;1971 de Derism’de Pir Sultan Abdal Tiyatrosu valilkçe yasaklanmasına rağmen sizler bunu gösterilmesini başarıyorsunuz, burada amaç nedir, Dersim halkı tiyatro mu seyretsin ya da siyasi içerikli bir amacı, yasaklara karşı gelmek mi?

Davut Kurun; Bu  tiyatroyu göstermedeki esas amacımız hiç şüphesiz ki devletin yasalarına karşı meydan okumaydı. Yoksa Dersim halkının tiyatro seyretme gibi bir derdi yoktu.. Sorun devlete kafa tutma olunca Dersim halkı hiç bir zaman desteğini esirgemez... Daha önce Pirsultan Abdal tiyatro gösterisi yasaklanmış, oyuncularla birlikte Kemal Burkay, Terzi Ali Gültekin sorguya alınmıştı. Dersim halkı bunun üzerine bir protesto yürüyüşü düzenleyip,  karakol önünde toplanır, Mehmet Kılaneniyet müdürü ile görüşmeye gönderilir,  ancak karakolun kapısında M. Kılan alnına bir kurşun sıkılarak öldürünce olaylar büyümüştü. Bunun üzerine Devgenç  Dersim’de bu tiyatroyu sahneye koyma kararı almıştı. Dev-Gençli Mustafaka Kemal Çımkıran,  Fevzi Vural ve ben  on hazırlık için Dersim’e gittik. Mazgırt -Dersim Merkez ve Nazımiye’de on gün boyunca köyleri gezerek propaganda yaptık. Tiyatro için salonlar tuttuk. Mümkün olduğu kadar gizli hareket ediyorduk. Mazgırtte,  Nazımiye’de yetkililer bize oldukça yardımcı olmaya çalışıyor, salon vermede hiç zorluk çıkarmıyordu. Merkeze vali bizimle görüşmek isteyip, tiyatro konusunda yardımcı olmak istediklerini söyleyince kabul etmedik..vali  devlete karşı bu eylemimizi boşa çıkarmaya çalışıyordu ama yapacak bir şey olmayıncı devlet istediği için değil, mecbur kaldığı için geri adım attı diyerek,  kendimizi ikna ettik tiyatroyu sahneledik.

Elif ORHAN;1971 tarihinde Dersim de bir gerilah gurubunu kurduğunuzu söylemiştiniz, eski bir gerilah olarak bunu merak ettim, bunu biraz anlatır mısınız?

Davut Kurun; Yukarda da kısaca değindiğim gibi, Türkiye halk kurtuluş ordusu  ile Türkiye halk kurtuluş partisi-cephesi eylemlere başladığı dönemde, biz Kürt öğrencilerle bunu  tartışıyorduk. DDKO pasif kültürel hakları savunuyor diye eleştiriyorduk. Sait Kırmızıtoprak önderliğindeki hareketle ilişki kuramıyorduk.  Türk solunu da Kürtlerin haklarını yeterince savunmamakla eleştiriyorduk.  Türkiye halkı terimine karşı çıkıyor, Kürtlerin ayrı bir ulus olduğu tezini savunuyorduk.. Biz de Türkiye Halkları Sosylist Partisini kurduk. Kısa zamanda güçlü bir taban buldu.  İbrahim Kaypakkaya TİİKP’ten ayrılıp, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunduğunu öğrendik. Malatya’dan İbrahimle görüştük. Görüşleri hoşumuza gitti,  onunla birleştik.. İbrahim Dersim’e birkaç kez gittmişti..  Muzafer oruçoğlu da bölgedeydi. Birleşmeden sonra bir kaç arkadaşımızı Dersim kırsalına gönderdik, sonra ben ve  İbrahim maceralı bir yolculuktan sonra Dersime vardık. Malatya ve Elazığ’da operasyon var, kıl payı çemberi yarıp, Düzgün baba dağında  arkadaşlarla buluştuk. Biz daha bölgeye gelmeden bizim guruptan bölgeye gelen H. Gülmez ile M.Çeltik yakalanmışlardı. İlk gözlemlerim pek olumlu değildi, hazırlık yapmadan bu kadar insanı bir araya getirmenin doğru olmadığını düşündüm, bunu İbrahim’e söyledim...

Elif ORHAN; Sayın Kurun sizin anlatımlarınız bana  Dersim ya da Türkiye-Kürdistan devrim tarihi gibi geliyor, en başında sizde içinde varsınız. Yada Dersimli çocuklar nasıl devrimci olmak zorunda kaldılar, sanki görevleriymiş gibi..!

Davut Kurun; Sonra  Türkiye işçi köylü fedaileri olan  ismimizi Türkiye işçi köylü kurtuluş ordusu – TİKKO-  olarak değiştirdik. Bölgede yeteri destek, birçok lise,  köy gençliği ile ilişki vardı… Ama silah- kış için hazırlık hiç yoktu. Günlük ihtiyaçları günübirlik köylerden karşılanıyor,  bu deşifrasyona yolaçıyordu. Silah olarak iki kırma, birkaç tahta saplı el bombası, kendimizin  boru parçalarının içine çivi alçı karımının içine dinamit doldurma usulü ile yaptığımız bombalarımız vardı. Birde Kamer Özkanın kendi özel tabancası vardı.

Köylerden gelen gençlerle sayımız bazen kabarıyordu. Bazıları CHE’nin romantik gerillacılığına özenerek gelmiş, railete karşısında bocalıyorlardı. Kısa bir zaman sonra köylüler yerimizi değiştirmemiz gerektiğini söyleyince, Düzgün Baba eteğindeki  yoksul süleymanın yanına bırakılan 7-8 kiloluk çökeliğimizi alarak  Hakis’e doğru yola devam ettik. Biz köyden ayrıldıktan bir kaç saat sonra yoksul Süleyman’ın evi basılıyor, kızı öldürüyor, Süleyman’ın da bir güzü kör olur.

Biz de  Tunceli karakol- polis lojmanlarına elimizdeki bombalarla saldırı yaptık..Tim komutanı Fehmi Altınbilek’in evi de boblananlar arasında idi. Sonra  Jel Dağı, Mirik-Vartinik, Bor- Laç deresi ovacık köyleri vs dolanıp durduk.  Vartinik komunda 9 kişi kaldığı bir gecede, Fehmi Altınbilek komutasındaki tim baskın yaptı, çatışma şansımız bile yoktu, bir kırma ateş almıyor, Ali Haydarın elindeki çifte ateş alıyor.. İbrahimin “kaçın” demesi üzerine her kes bir tarafa dağılıyor.  Ali Haydar sehit düşüyor, İbrahim  yaralı kaçıyor...  Ancak kaç gün kırsalda kaldıktan Mirik Mezrasına gidip yardım isterken, ihbar sonucu yakalanıyor. Bizlerin  yeni bir irtibat adresimiz yoktu… Bu arada İstanbul’da da bir evdeki çatışmada gençlik  sorumlumuz A.M.Çiçek şehit,  Kutsiye Bozoklar, Ali Şenci yaralı olarak yakalandı..

Elif ORHAN; Mirik Mezrası, İbrahim, kanlar içinde yatan Ali Haydar... Bunları dinleyerek, klam-ağıt-marşlarını dinleyerek büyüyen  bir nesiliz… Olayı yaşayan birinde dinliyorum..beni duygulandırdı, yani masal değil gerçek bu yaşanılanlar, adlarına  ağıt yakılanlar..

Davut Kurun; Kayıplar bizi hırçınlaştırmıştı. “Türkiye halklarına duyuru” başlığı altında zehir zembelek bir bildiri kaleme aldım, ancak arkadaşlar çok sert, duygusal diye değiştirdiler. Benim eleştirilerim vardı,  ancak arkadaşları yanlız bırakmak, birlikte yola çıktığım arkadaşlarıma ihanet olarak gördüğüm için, sonuna kadar birlikte davranacağımı söyledim… İşbölümü yaparak ayrıldık… Ben Anadolu sorumlusu  olarak Ankara’ya gittim. THKO. THKP-C ağır darbeler almış,  kadroları yakalanmış, ya da başka alanlara çekilmişti. Benim gidişim kendiliğinde bir yankı yaratmış, rahat ilişki yakalıyordum. Kısa zamanda ilişki, para,  silah  buldum.  Çemberin iyice daraldığının farkındaydım, yakalanmadan, öldürülmeden önce büyük bir eylem yapmak istiyordum. ...hazırlıklarımı yaptıktan sonra  İstanbul’a dönüp  arkdaşlarla görüştüm, eylem planımı açıkladım. Bu işin uzun sürmeyeceğini, öldürülmeden önce hiç olmazsa yeterince ses getirecek eylem yapmamız gerektiğini, Ankara’da bazı hükümet binaları, radyoevini işgal edebileceğimi,  bildilerimizi yayınlıyabileceğimizi  söyleyince, bu “fokoculuktur” diyerek rededildi.

Ben de bir Hint Dervişi olarak ölmek istemediğimi söyleyip,  ayrıldım. Aynı günlerde operasyonlar başladı, hepimiz yakalandık.

Elif ORHAN; Yakalanıyor, 104 gün sorguda kalıp, yoğun işkence gördünüz. Ben de kötü şekilde işkence gören biriyim ve hâlâ bazı izlerini de taşıyorum Sorumda burada gelecek; Sayın Kurun işkence görmek nasıl bir duygu, sizin üzerinizde uzun süre izleri kaldı mı,  bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Davut Kurun; İlk 15 gün   sistematik hergün ağır işkenceler gördüm. Sonra taktik değiştirip  arada  iyi-kötü polis rolü oynadılar. Bir kaç gün dokunmadıkları oldu. Harbiyede tabutluklar denen  hücrelerde 104 gün kaldım. Elektirik falaka, kaba dayak  kazılı kafaya soğuk su damlatma vs. Elbette vücudumda kalıcı izleri hala taşıyorum. Sol kulağımda defalarda, kırık burnumda  iki defa ameliyat oldum. Ruhsal tahribatlarla uğraşmadım... İşkincede insan ölmeyi kurtuluş olarak görür, ama  “biz sana bu lüksü vermiyeceğiz, dirhem dirhem öldüreceğiz” diyorlardı... İşkenceler benim irademi direncimi hiç bir zaman kırmadı... İnsan  kaba  işkenceye dayanır... sırdasını-arkadaşını  korumak için canını vermeye hazır olduğun arkadaşın, kurtulmak için seni suçlayınca işte o zaman yıkılırsın… Direncin  iraden alt-üst olur. Benim polis - mahkemelerdeki tavrımdan dolayı, ayrılmış olmama rağmen, dava arkadaşlarım arasında saygıyla  karşılandı.

TİKKO’dan ayrılmış olmama rağmen cezaevi yasantışı ve mahkemelerdeki siyasi tavırda birlikte davrandım, siyasi savunma yaptım.

Cezaevinde çıktıktan sonra  Kürt arkadaşlarla yeniden  ilişki kurup,  KAWA’nın kuruluş çalışmalarına katıldım. 1981 yılına kadar  ülkede mücadelemi aktif olarak sürdürdüm.

Elif ORHAN;12 Eylül darbesinden sonra İrana çekilme kararı alıyorsunuz..Bazı arkadaşlarınız Avrupaya çıkıyor.. bazıları Suriye, İran da vuruluyor.. Sonra geldiğiniz avrupa ülekerinde yıllarca örgütsel faaliyetler içinde bulunuyorsunuz, ancak öyle bir nokta geliyor ki ayrılıyorsunuz.. Bu konuda neler söylemek gerekir, örneğin gidişatı beğenmiyen-tasvip etmiyenler sanki namus borcu, ne derler” diye kalıyorlar. Siz ayrılıyorsunuz değil mi?

Davut Kurun; Eylül darbesinden sonra örgüt olarak İran’a çekilme kararı aldık.  Suriye’de de bazı girişimlerde bulunacaktık. Avrupa’ya da arkadaşları göndermiştik. Bir kısım arkadaşlarımız Suriye, İran’a gitti. Çoğunluk  da ülkedeydi. Ben eşimle Almanyaya. Daha Almanya’ya yeni ulaşmıştım ki, 12 Aralıkta MK üyemiz Hüseyin aslan ile bölge sorumlumuz Mehmet Emin, 16 arkadaşımız suriyenin kamışlı kazasında basında Cem Ersever, Arif Doğan ile Veli küçükün yönettiği Türk timinin saldırısına uğrayıp  şehit oldular. Sonra  ülkedeki Arkadaşlara yönelik operasyonlar başlandı.  İran da taciz- tutuklanmalar.

Biz avrupada  bir kaç kişi idik. Ama yurtiçi ve dışında,  cezaevi de  mücadelemizi sürdürdük. İnanıyorduk. Küçümsenmeyecek kazanımlarımız da oldu.

1989 da tekrar ülkeye yönelik çalışmalar geliştirdik,  İran güneyli güçlerlede ilişki geliştirdik.  Birinci körfez savaşı döneminde bende güneye gittim. Ayaklanma sırasında bir gurup arkadaşımla  ayaklanmaya katıldık,  yardım etmeye çalıştık. Daha sonra beş Kürt Partisi ile  PYSK’ yi kurduk.  İyi bir girişimdi. Sonuç alına bilinirdi, ancak olumsuzlukları aşamadık,  PYSK dağıtıldı. Ve  aktif  politikacılıktan çekildim.

Kadrolar  mücadele içinde zaman zaman karamsar, kararlı bir ruh haline girerler.. bu insan doğasında var.. Her zaman aynı heyecan,  inancı taşımaz.

Bende zaman zaman  karamsarlığa kapıldım.  Böyle  durumlarda bile arkadaşlarıma karşı açık oldum. Onları zor durumda bırakmak istemedim. Namus borcu dediğiniz  arkadaşlara, geçmiş emeğine saygı temelinde istenmeyen gelişmeleri  insan tolere eder,  tahammül eder, katlanır. Bazen bunları yaşadım. İnancımın kalmadığı zaman da ayrıldım.

Elif ORHAN: Sayın Kurun sonraki yıllarda yine başka bir parti kurucusu oluyorsunuz.. Ben şunu mu anlıyayım; siyaset-devrimcilik sizin gibilerin gölgesi, ikizidir, asla ayrılmaz mı?

Davut Kurun; İnsan her zaman kendi kaderini belirleyemiyor. Çoğu zaman toplumun, sosyal çevrenin sana verdiği role layık olmaya çalışıyorsun. Ben cezaevinden çıktıktan sonra, kendime göre bir siyasi, sosyal yaşam düşünürken, birden çevremin bendeki beklentilerini- bana biçtikleri rolleri farkettim. Hoşuma da gidiyordu ama ben kendime farklı bir  yol çizmiştim. Cezaevinde çıktığım ay Kürt hareketini iyi analiz etmek, nereden başlayacağımı kendimce belirlemek, için Kürdistan’a gittim.

Gittiğim yerlerde tomarca para  gizlice paltomun cebine konuluyordu. Cizre’de çok ilgi görmüştüm. Yani o siyasi dalgayı biz yaratmadık, o dalga bizi önüne katıp götürdü ve toplumun biçtiği rolü oynamaya çalıştık.

Birde insan geçmişi ile ayrılamaz, kişiliği geleceği geçmişin üzerine şekillenir. Bu nedenle kolay kolay geçmişse nokta koyamaz. Aslolan geçmişi, doğru- yanlışını ayrıştırıp, doğrularını sahiplenmektir.. Bu nedenle  siyaset devrimcilik bizin gölgemiz değil, bizim bir parçamızdır.

Elif ORHAN; Sevgili Kurun, “Marsilyada bir Dersimli” yazınızda bir cümle vardı, beni düşündürdü, bunu açıkçası çevremdeki bir çok dostumlada konuştum-sordum..

Şöyle diyordunuz” Nazım bey, Derişimliyim diyor ama bir Dersimlinin tipik özellikleri yok. Kendisi Erzincan ve Ankarada büyümüş, hayatında iki kere Dersimde akrabalarını ziyarete gitmiş, Ankada otruruyor ve TOPAO da memur olarak çalışıyormuş. Siyasi olarak sol geçiniyor.” Sorumu da izninizle sorayım; Dersimli özelikler nelerdir?

Davut Kurun; Bu soruya vereceğim cevabın yanlış anlaşılmasını önlemek için bazı ön açıklamalar yapmak zorundayım.

İnsan kişiliği ve davranış şekillerinin oluşumunda çevrenin etkisi çok büyüktür. Çevre derken, din, kültür, sosyal ilişkiler  ekonomik ortam ve de coğrafi şartlar vs. kastediyorum.

Dünyanın fiziki haritasını önüne açıp bakın, göreceksinizki, bütün sıradağları iki istisna dışında hepsi doğu- batı  şeklinde sıralanmışlardır. İki istisna Ural ve And sıradağlarıdır. Yine göreceksiniziki, dünyanın doğu-batı eksinindeki bütün dağlarının düğüm noktası Derdim’dir. Dersim dışında dağların birleşip ayrıştıığı başka bir nokta yoktur.

Bunu bir Alman dergisinde okumuştum. Bu da Dersimin özgünlüğünden bir tanesidir.  Dünyanın bu sıradağlarının sırtlarında taşıyıp getirdiği bütün güzelliklerini-heybetliliğini Dersim’de birleştirmiştir.

Bu bölgede insan ruhu  doğa ile bütünleşmiştir. Deresimlilerin bu güzel doğasını kutsallaştırmasını yadırgamamak lazım. Bu dağlar bilinen tarihinden bu yana zalime -kötülüğe karşı duranlara kucak açmış,  korumuştur...  Bilemediğimiz sırları ile suskun durmaktadırlar. Bundandır ki her Dersimli dağını, ağacını, suyunu kutsal kabul etmektedir. Bizim bildiğimiz son 100 yıllık tarihimizde bu coğrafya nelere şahitlik etti, kime kucak açtı... Coğrafyamız gibi insanımızda da kucak açtı.

Zulme karşı dik durdu.1917 şuura hükümetinin Dersim’de uzun süre direnmesi.

Sorunuzun cevabı Dersim özgünlüğü nedir sorusuna verilecek cevapta saklıdır.

Elif ORHAN; Tipik özellik derken, geneli kapsıyan değil, karekteristik olan özellikleri mi kastediyorsunuz?

Davut Kurun; Bir kere Dersimlinin diksiyonu çok belirgindir. Türkiyede ve Kürdistanda her bölgenin kendine özgün bir konuşma tarzı, diksiyonu vardır. Dersimliler açık net, vurguları var.  Bunun dışında, Kürtçede kulanılan bazı kelimeleri, Türkçe konuşurken vurguyu güçlendirmek amacıyla kulanırlar.’ Ma, zaten’ gibi kelimeler. Konuşmasında günlük dile yerleşik kelimeleri de farklıdır. ‘He vallah, inşallah’ yerine ‘Düzgün Baba, Xızır, Ceddin için’  kullanır. Dinsel tabuları yoktur.

Bir Dersimli kendisine olan güvenini, özgüveni belirgindir ve bunu karşısındakine hissettirir.

İtirazcıdır, yanlış bir tavıra karşı hemen tavır koyar, tolere etmez..  İnanmadığı bir şeyi kabul ettiremezsiniz. Bu anlamıyla dikbaşlıdır da diyebiliriz. Biat kültürü yoktur. Yanlışı allahta söylese kanunda yazsa, yanlıştır der, allahın, kanunun emrettiği yere değil, kendi aklının emrettiği yere gider.

Elif ORHAN; Evet biliyorum, bunun için de hep uçlardan seyrediyoruz, kimseye  yaranamadık. Ve örgütler içinde hep kaybeden de olduk gibime geliyor, yoksa yanılıyor muyum?

Davut Kurun; Bilirsiniz, inanç ve bilinç ters orantılıdır. Bilinç geliştikçe inanç zayıflar, ya da inanç geliştikçe bilinç zayıflar. Dersimliler bilinç her zaman önde olmuş, aklın hükmünü önde tutmuştur. Böyle olduğu için tabuların etkinliği sınırlandırılmış, yaratıcılık  geliştirilmiş.

. Bu nedenle Dersimliler yaratıcıdır dersek yeridir.

İnançlar tartılmaz, herkesin inancı farklıdır, ama insan aklının yolu birdir derler. Demek ki dünya insanlarının ortak paydası inançta değil, aklın yolundadır. Birlik aklın yoluyla olur. Dersimlilerin din savaşlarına girmemiş olması, içindeki Ermenileri korumuş olması, çevresindeki halklarla  ortak yönlerini öne çıkarıyor olması, aklının emrine, hükmüne uyduğuğu içindir. Gelenekçilikten çok yenilikçidir. Çok eskilere gitmeye gerek yok. Bugünde en çok eğitim gören,  kitap ve gazete okuyan nüfus, Türkiye ortalamasının üstündedir.  Bölgemizdeki her yenilikçi hareketin içinde mutlaka bir Dersimli vardır, öncülük etmişlerdir.  Osmanlı devletinin modernleşme çabalarına öncülük etmek amacıyla ittihat ve taraki cemiyetini kuruluşuna öncülük eden, cemiyetin bir nolu üyesi Abdulah Cevdet Dersimlidır.. Türkiyede ilk liberal partiyi kuran, hukukun üstülüğünü savunmak için dergi çıkaran avukat Barosu kurup başkanlığını yapan Fikri Lütfü Dersim’lidir. M kemale ilk direnişi 1921 koyan dersimlilerdir ve son  direniş de  Dersimdedir. Ki bu direniş hâlâ devam etmektedir.1917 Ekim devrimi ile ilişki kurup 1917 den 21 kadar sosyalist şuura hükümetini kuran da Derşimdir. Dersımlıler yenilikçi,  yaratıcıdırlar.

Dersimli risk alır,  önde yürür. Bugün türkiye ve Kürdistan’da bulunan siyasi hareketlerin kurucuları   arasında mutlaka Dersim’li vardır,  birçok örgütün temel kadroları Dersimlidir.

Kadın erkek ayırımı daha azdır. Dersimli kadın diğer bölgelerdeki hemcinslerine göre inisiyatifli, yenilikçi, direngendir.

Risk aldığı, yanlışa biat etmediği içindirki, Dersimli gençlik çok büyük darbeler yemiştir.

Dersimlilerin hataları da vardı vardır. Çalışkan değildirler. Kibirlikleri vardır. Yanlış ve zalimle birlikte taviz vererek yaşamasını beceremediği için, yani, hayatta kalma sanatını fazla beceremedikleri için büyük bedeller ödemiş,  tükenme noktasına gelmişlerdir. …Geri çekilmeyi becerememişlerdir. Biat kültürü olmadığı için, herkes kendi aklının emrini dinlediği, birlik- disiplinize edilmeleri zordur.  Kürdistan ulusal hareketi içinde Dersime yönelik kemalist suçlaması haksız,  yersizdir. Bazı kemalistlerin olması, Dersim’in karakteristik özelliği değildir.

Elif ORHAN; Marsilya’da Bir Dersimli” gerçek olan bir öyküdür. Benim sormak istediğim, merak ettiğim de oradaki Dersimli Haydar geçmişinde kalan özeliklerini yitirmiyor, inancını yaşatıyor. Örneğin Cuma akşamları mum yakması, ellerini güneşe kaldırıp dua etmeyi, Dersimce klamlar mırıldanmasını hiç terk etmiyor. Ancak Dersimlilerle karşılaşmaktan korkuyor, yani geçmişinden kaçıyor.

Sayın Kurun bu nasıl bir duygu, siz anlıyabiliyor musunuz, insan geçmişinde kaçabilir mi?

Davut Kurun; Çok zor bir soru. Zorluk şuradan ki bazı şeyleri ifede etmeye kelimeler yetmez, ancak yaşanarak anlaşılır. 38 katliamında ölenler oldu ama yaşıyanları anlayan olmadı.  Onların yaşadığı travmaları nasıl bahsettikleriyle kimse ilgilenmedi, onların ruhlarındaki fırtınalar hiç bir zaman dinmedi... Sustular,  yaşadıklarını karadeliklere gömdüler.

Başka ne yapabilirlerdi, kim onların dertlerini sordu, kime anlatsınlar, anlatsalar bile anlayan var mıydı?

Ali Haydar’ın hikâyesi de böyle… Anlatsa bile ne değişecekti, kim bu haksızlıkları, yaşadığı travmayı giderecekti ki!

Bazı  insanın hayatında karadelikleri olabilir, ama bunlar küçük deliklerdir, üstü kapatılabilinir, hayatının sırları ölüme kadar birlikte yaşıyabilir. 

Ama koca bir geçmiş nasıl kapatılabilir,  sevdeklerini, hayallerini, evlerini ziyaretlerini topraklarını, değerlerini tümden yitirmek ne demektir, kim anlar, kime anlatabilirsin, anlatabilsen anlayanbilecek varmıdır!.

Kalas bir erkeğe analık duygularını veya kör  birine renkleri anlatsan ne anlarki, sana nasıl yardımcı olabilir ki!.

38  katliamının Dersim’de etkileri hâlâ süren oplumsal bir travmadır.

Sadece Marsilya’daki Ali Haydar mı sustu,  binlercesi Dersim sustu, kabuğuna çekildi. Kendilerini çocuklarına -torunlarına feda etti... Ama içindeki ateşi kimseye açamadılar,  kimsede onlara sormadı.

Son dönemlerde Dersim  soykırımını  politik çıkarlarla güncelleşmiş olması nedeniyle  kurtulan yaşlı insanlarımıza uzatılan mikrofonlarda yükselen feryatları anlayan var mı?

Elif ORHAN; Geçmiş bazen insanin gölgesi gibi insani izler, Ali Haydar’ın yaşadığı acaba bu mu?

Davut Kurun; Ali Haydar da ruhunu Dersim’de bırakarak vücudunu  Marsilya’ya taşımış,  ama bu vücutta sevgi yeşerememiştir. Onu anlamaya çalışan biriyle hayatını birleştirince geçmişin yakıcı ateşini ona bulaştırmamaya,  onu korumaya çalışmıştır. Haydar geçmişi kendi iç dünyasında hiç bir zaman unutmamış.  Derdini  kimseye anlatamazdı, onun istediği derinlikte onu kimse anlayamazdı.

Ama gerçekle karşılaşıp, oğlu ile buluştuktan sonraki Haydar başka bir Haydar’dır. Dondurulmuş, üstü betonlanmış geçmişi, bıraktığı yerden itibaren yaşamaya başlar... Yaptığı vasiyette katliam anında var olan arı kovanlarını, atını, aşıladığı armutlarını, tarlalarını evini çayırlarını,  hayvanlarını çocukları arasında pay ediyor. Yani onların hala orada olduğu zanediyor.

Filmin koptuğu yerden yeniden başlatıyor. Yaşamınıda ordan yeniden başlatıyor. Bunları anlamak mümkün değil. Dersimdeki ruhu, Marsilya’daki vücuduyla birleşince realiteden kopuyor ve yaşamı sona eriyor.

Elif ORHAN; 47 yıl sonra anadilini konuşanları gören Dersimli Haydar’ın acı kokan öyküsü her okuyanı ağlatıyor, beni ağlattı.. Nedir bu Dersimlilerin bitmiyen dramı, sizce bir yerde son bulur mu?

Davut Kurun; Sorunuza umut verici bir cevap vermek isterdim, ama bir Dersimli olarak gerçekleri görmek gerekir. Son yüzyıllık gelişmeleri gözönünde tutarak  şunları söyliyebiliriz.1896 da Dersim sancağının nüfusu bugünkü Harput ilinin nüfusuna eşitti, bugün ise yirmiden biridir. 

Dersim insansızlaşlaştırılıyor, 55 bin yerli-yaşlı yoksul nüfus Dersim’in tarih ve günümüzdeki misyonunu taşıma gücü kalmamıştır. Dünyanın heryerinde dağılmış Dersim örgütlerinden yükselen sesler ölüm çığlıklarıdır, yersiz yurtsuz çığlıklarıdır.

Dersimin açılardan kurtulması için, dünya güçlerinin destek vermesi gerekir. Dersimin kendi değerleriyle, diliyle, ekonomisiyle, idaresiyle kendi kendisini yönetmesi -özerk olması  gerekir.

Ancak o zaman bu acılar son bulur. Kürt hareketinin de bu gerçeği görmesi buna göre strateji belirlemesi gerekir. Dersim’in insansızlaştırılmasının önüne geçilmesi birinci görevdir.

Elif ORHAN; Sayın Kurun son olarak neler söylemek istersiniz?

Davut Kurun; Dapırlerimizin- bapırlerimizin bize bıraktığı Dersimimizde  barış ve özgürlük içinde yaşama umudumu belirtmek istiyorum.

Bu bize çok mu görülüyor?

Sevgili Davut Kurun zaman ayırdığınız için ve beni kırmadığınız için sağ olun.

Dapıramın Keje’de Dersimli Haydar gibi ellerini güneşe kaldırıp dua ederdi..ve bende sizi Dapıramın keje’nin duasıyla uğurlamak istiyorum..

Dersim Xızırı sizi, Dersim halkını, dostlarını, insanlığı ve bizleri korusun.

Elif ORHAN

 

Kategori: